Aydul Baba Hazretleri

Aydul Baba Hazretleri

Kaynaklarda Aydul Baba Hazretleri’ne ilişkin aktarılan bilgilerde, hocamızın yüzünde bir peçe bulunduğu ve üzerinde yeşil renkte boydan bir entari taşıdığı ifade edilmektedir.  Yaklaşık 1.80 metre boyunda olduğu ve uzun, ince bir vücut yapısına sahip bulunduğu belirtilmektedir. Menşe itibarıyla, hocamızın Semerkant ahalisinden olduğu aktarılmaktadır. Aynı kayıtlarda, yanında eşinin de bulunduğu; eşinin ise şehit düştüğü bilgisi yer almaktadır.

Manevi alandaki uzmanlık alanı kalp ve akıl hastalıkları olan hocamızın kendi ağzından şu bilgileri dile getirdiği bilinmektedir: “Biz cihad ehli değildik; lâkin herkesin hizmet kapısı başkadır. Bizim hizmet kapımız da, hizmet edenlere hizmet etmek oldu. Bu vesileyle bazı sırlarla da müşerref kılındık.

Kocam şehit olduğunda üç evlâdımız vardı; ikisi erkek, biri kız. O bölgede herkese hizmet etmeye başladık. Hem kendi tarlamızda çalışır, hem de komşularımıza yardım ederdik. Lisan-ı hâl ile İslâm’ı tebliğ ederdik. Bir gün rüyama Hala Sultan Hazretleri geldi. ‘Evladım, senin kocan şehadet şerbetini cihat meydanında içti; sen de hizmet meydanında içeceksin inşâAllah’ buyurdu. O günden sonra o ahali içinde kim varsa hepsine yardım ettim. Bu sebeple bana ‘baba’ derlerdi; babalık yapardım. Diğer iki oğlum da şehadet şerbetini içti. Kızımı da nikâhladım; o da orada vefat etti mübarek.

Nasihatimiz ise şudur:

Her şeyden önce usûl gelir. Ziyaretlere gittiğinizde ‘Edeple giren lütufla çıkar’ yazısını görürsünüz. Bu niçin yazılmıştır? Çünkü usûlü olmadan yapılan her iş, tamamlanmamış demektir.

Hamd etmek her hâlde, her anda olur. Bunu yalnız dille söylemek yetmez; hizmetle pekiştirmek lâzımdır. İnsanlar hizmet deyince sanmasın ki yalnızca tarla ektik biçtik. Hizmet tatlı dildir, hüsn-ü zandır, güzel görmektir, güzel konuşmaktır. Kimseye darılmamaktır, gücenmemektir. İnsan yeryüzünde kimseye gücenmezse Allah’a da gücenmez; isyana kalkmaz. Bu sebeple Cenâb-ı Rabbü’l-Âlemîn, kulunun kendisiyle olan münasebetini çeşitli vesilelerle imtihan eder. O imtihanı aşan, Allah’a tertemiz gelir. İşte Yunus Emre’mizin dediği gibi: ‘Kahrın da hoş, lütfun da hoş.’ Bunun idraki için insanın dünya imtihanını adım adım, ferasetle doğru yorumlayıp doğru aşması gerekir. Elhamdülillâh. Yanlışa düşülebilir; tövbeye sarılmak gerekir elhamdülillâh. ‘Edeple gelen lütufla gider’ dedik; nitekim edep, dünya imtihanlarında doğruya ulaşmak ve Allah ile münasebete vâkıf olup lütufla gitmektir. Bu, dünya imtihanını aşıp Cemâlullâh’a kavuşmak gibidir. Bu da teslimiyetledir. Kimi için teslimiyettir, kimi için hizmettir; kimine odur, kimine budur. Edep, insanın eksikliğini, hatasını, günahını tövbe ile silip Rabbine yönelmesidir. Elhamdülillâh.”

Paylaş