Abdullah Çetin Faruki el-Müceddidi
“Miskin Şah”, “Hadimü’l–Fukara”, “Pir”, “Sultan”, “Evlad–ı Kiram” gibi isimlerle de anılan Abdullah Çetin Faruki , 1936 yılında, Siirt ilinin Kasımlı (Verganis) köyünde dünyaya geldi. Babası Muhammed Hamdi Efendi‘dir. Hz. Ömer (r.a)’in soyundan gelen bir aileye mensup olan Muhammed Hamdi Efendi, Şeyh Varkanısi diye bilinen ve Bitlis şehir merkezinde metfun olan Fethullah Varkanisi (k.s.)’nin akrabalarındandır. Annesi Nazire Suzan Hanım’dır.
Tasavvuf anlayışı, zengin fakir demeden bütün halk tarafından kabul görmüş ve ehl-i sünnet çizgisinde, Hanefi fıkhına göre sürmüştür. Eğitime büyük önem vermiş, halka dinini öğretirken sünnete tabi olmak gerektiğini sık sık vurgulamış; “Allah Rasul’ünde sizin için çok güzel örnekler vardır” ayetini, bizzat kendisi yaşayarak hayata ·geçirmek için gayret etmiştir. Hayattayken bir çok insan onun sohbetleriyle irşad olmuş ve tasawufun ilahi zevklerini tadmıştır.
İrşad faaliyetlerini sohbetlerinin yanında, hazırladığı ilmi eserlerlede sürdürmüş ve “Zahiri ve Batıni Edepler”, “Evrad-ı Şerife-i Farukiyye”, “İslam’da Zikir ve Rabıta”, “Fıkhı Risaleler”, “Salavat-ı Şerife-i Farukiyye”, “Ehl..i Beyt ve On İki imamlar” isim li kitapları yayınlamıştır. “İmam-ı Rabbani’yiAnlamak”, “Mevlid-i Nebevi ve Muhammed Ümmeti”, “Maarif-i Nefs/Nefsi Bilmek ve Terbiyesi”, “Tevhid ve Tasavvuf”, “Sünnet-i Seniyye ve Ras0le İttiba”, “Nefs Terbiyesi ve Sigara”, “Tasavvufi Açıdan imanın Çeşitleri”, “İnsanları Allah’a Yaklaştıran Yollar ve Sekiz Kapısı”, “Yurtlarından Çıkarılanlar, Katledilenler ve Hicret”, “Aşura Günü ve Hazret-i Hüseyin (r.a.)”, “Sevgi ve Barış Haritasının Merkezinde Hünkar Hacı Bektaş Veli el-Horasani (k.s.)”, “İlm-i Ledün, Batını ve Zahiri ilimler”, “Tasavvuf Tarihinde Ömeri-Müceddidi Kolu” konulu makaleleri dergilerde yayınlanmıştır.
Edebli olmayı, Hakk’ın hoşnutluğunu gaye bilmeyi, sözüne sadık olmayı, ahde vefa göstermeyi, hizmet ehli olmayı, cömert davranmayı, muhtaçlara yardım etmeyi, emaneti korumayı, insanlar ile olan ilişkilerde hakka riayet etmeyi, öfkelenmemeyi, cedelleşme ve tartışmalardan uzak kalmayı, başkalarının ayıp ve kusurlarını araştırmamayı, feraset sahibi, zeki ve ayık olmayı devamlı olarak sohbetlerinde tavsiye ederdi.
Abdullah Çetin Faruki hazretleri, diğer gönül sultanları gibi sevenlerinin gönlünde yaşamak üzere 63 yaşında, 11 Kasım 1999 yılında ebedi yolculuğa çıkmış ve kabirleri Solfasol Köyündedir. (https://www.evliyalar.net/etiket/abdullah-cetin-faruki/)
Kaynaklarda yer alan bilgilere göre, hocamız 1.70 boylarındadır. Kendisinin manevi olarak uzmanlık alanı, kalptir. Kendi ağzından aktardığı şu nasihatleri önemlidir:
Evladım, ferasetin makamı Hz. Ömer’dir (r.a.). Ancak feraset yalnızca inanmış kulda bulunmaz; inanmamış kulda da feraset vardır. İnanmayan bir kulun feraset göstermesi, Allah’ın ona hidayet kapısını aralamasıdır. Bu, Allah’ın o kula rahmet etmesidir. Buradaki rahmet, hidayet kapısının o kişiye ömrü hayatında nasip edilmesidir, kulun da, feraset sahibi olduğu için, bu kapıdan girmeyi tercih etmesidir.
Feraset, insanın en sıkıntılı anında da en rahat anında da her zaman doğruyu ve hakkı tercih edebilmesinde en büyük sebeptir. İnsan feraset göstermez, doğruyu tercih etmezse; Allah o kulu bulunduğu imtihandan daha ağır bir imtihana sevk eder. (Çünkü kul, kendisine sunulan doğruyu görmesine rağmen ondan yüz çevirmiştir.)
Ancak insan feraset gösterip doğru adımı atarsa, Allah onun karşılaşacağı birçok imtihanı affeder, geçmiş sayar. Allah’a bir adım atan kula, Allah on adım gelir. Bu ilahi ölçü, ferasetin neden bu kadar önemli olduğunu açıkça göstermektedir. İşte bu sebeple feraset, ilm-i ledün açısından büyük son derece önemlidir. Doğruyu tercih edemeyen, hakikate yönelmeyen bir kula Allah bu ilmi nasip etmez. Çünkü sen Hakkı tercih etmedikten sonra, Hakk seni nasıl tercih etsin?
“İnsanlar madenler gibidir; altın ve gümüş madenleri gibi. Cahiliye döneminde hayırlı olanları, İslam’da da hayırlı olurlar; yeter ki dini anlayıp kavrasınlar.” (Sahih-i Müslim, Fezâil, 232, Ahmed b. Hanbel, Müsned)
Paylaş
