Ahi Mesut Hazretleri

Ahi Mesut Hazretleri

Ahi Mesud, Etimesgut isminin ilham kaynağı olan, hem Etimesgut sınırları dâhilinde Bağlıca’da hem de Kırşehir’de zaviyesi bulunan bir zattır. 1400’lerin başlarında Ankara’da yaşayan ve “Ahi Baba” diye anılan bir ahi reisi olup şehirdeki diğer meslek erbabı da ona bağlıdır. Mesleği debbağlık (deri işlemeciliği) olan Ahi Mesud’un Ankara’ya Kırşehir’den geldiği kabul edilmektedir. Ahilik bağı veya mesleki intisap olarak Ahi Evren’e nispet edilmektedir (Hacıgökmen 2014:135; Şahin, 2014:134-135). 

Değerli bir şahsiyet olarak, ahilik felsefesini ve prensiplerini öğretmek ve yaymak için görev üstlenmiştir. Doğum ve ölüm tarihleri konusunda net bir bilgi bulunmamakla birlikte 1460’ların başında vefat etmiş olmalıdır (Şahin ve Hacıgökmen, 2014:164). Ahi Mesud hakkındaki bilgiler, Bağlıca Köyüne kurduğu zaviyesi ve oğlu Ahi Sinan’a ait Ahilik şeceresinden öğrenilmektedir. ​

Halen Kırşehir Müzesinde teşhir edilen Ahi Sinan şecerelerinde Ahilik, Ahi Mesud ve Ahi Mesud’un oğulları Sinan, Minnet ve Turud hakkında bilgiler bulunmaktadır (Köksal ve diğerleri, 2008:20-87; Hacıgökmen, 2007:110; Eravcı, 2014:135).​

Osmanlı arşivlerindeki muhasebe defterlerinden, Etimesgut’un bulunduğu yerin Ahi Mesud’a ait bir vakıf arazisi olduğu ve burada tarımsal ürünler ile tiftik keçisi yetiştirildiği öğrenilmektedir. Nitekim 1463 tarihli tahrir defterinde Ahi Mesud Zaviyesi’nin vakfı kayıtlıdır (Maden, 2015:138). Bu vakıftan elde edilen gelirlerin Ahi Mesud Zaviyesi (3/4’ü) ile Ahi Şerafeddin Zaviyesi (1/4’ü) arasında paylaşılmaktadır. Yine Ankara’da vakıf sahibi Melike Hatun’un vakıf gelirlerinden Ahi Mesud Zaviyesine pay ayrıldığı Osmanlı kaynaklarında belgelidir. ​

Çok sayıda arşiv belgesinde ismi geçen Ahi Mes’ud Zaviyesinin hiçbir kalıntısı günümüze gelememiştir. Ahi Mes’ud Zaviyesinin durumu hakkındaki rivayetlere göre zaviye, köyün yenilenen eski mezarlığının kenarındadır. Mezarlıktaki büyük bir mezar da Ahi Mesud’un mezarıdır (Hacıgökmen, 2011:55).

Kaynaklarda geçen bilgilere göre hocamız yaklaşık 1.80 boyundadır. Üzerinde yeşil bir cübbe, yeşil bir kavuk ve başından aşağı doğru inen yeşil bir sarık bulunmaktadır. Beyaz bir entari giymekte ve belinde yeşil bir kuşak taşımaktadır. İnce ve uzun, beyaz bir sakalı vardır. Güleç yüzlü bir kişiliğe sahip olduğu ifade edilmektedir.

Kıbrıs’ta yaşamış olan Şeyh Nazım Kıbrısî Hazretleri’nden manevi anlamda ders aldığı aktarılmaktadır. Bununla birlikte, asıl manevi rehberi olarak Hz. Ebubekir Efendimiz’i gördüğü ifade edilmektedir.

Manevi olarak uzmanlık alanı kalp ve nefis olan Hocamızın şu hususları dile getirdiği aktarılmaktadır: “Evladım, Kırşehir’den geldiğimiz doğrudur. Bizler Ahi Evran Hazretleri’nin talebeleriyiz. Ahiliği yaşamak ve yaşatmak için Ankara’ya geldik. Burada bir vakıf kurduk ve faaliyetlerimizi sürdürdük elhamdülillah. Size nasihatim şudur: Yaptığınız işi önemseyin. Dünya hayatı deyip geçmeyin; ama dünyayı değersiz de görmeyin. Neticede dünya, ahiretin tarlasıdır. Bu tarlaya ne kadar iyi bakarsanız, o kadar güzel ürün ve verim alırsınız. Şunu da bilin ki evladım, bizim soyumuz Horasan’dan gelmektedir. Bizlere burada ahilik görevi verilmiştir. Bu görevle birlikte topluma irşat faaliyetlerinde bulunduk.”

Paylaş