Karyağdı Sultan Hazretleri

Karyağdı Sultan Hazretleri

Karyağdı Sultan Hazretleri, yaklaşık 170 cm boyunda, uzun ve ince vücut yapısına sahip, zarif bir şahsiyettir. Üzerinde kırmızı ve siyah tonlarında bir entari bulunur; siyah kısımların üzerinde altın varaklı işlemeler dikkat çeker. Yüzü, siyah bir peçeyle/burkayla örtülüdür. Aynı zamanda Bey kızı olan Karyağdı Sultan Hazretleri, belinde de işlemeli bir hançer taşır. Manevi ihtisas alanı dil ve konuşma bozukluğu hastalıklarıdır. Kocasının adı Abdulkadir Efendi, kendi adı da, Ayşe Hanım’dır. Ölümü 16. Yüzyılın başlarıdır.

Kaynaklarda Hocamıza ait şu bilgiler de yer almaktadır: “Hamdolsun, şimdi anlıyorum ki insanların beni sevmesinin sebebi, bizlerin duası makbul olanlardan oluşumuz imiş; ancak bunu vefat ettikten sonra öğrendik. Duamızın makbulluğu, soyumuzun bereketindendir. Soyumuz Horasan’dan, Abdulhâlik Gucdüvânî Hazretleri’nin neslinden gelir. Dedemizin ilminden bize düşen bir nebze, duamızın makbulu oluşuna vesile oldu; biz de bu emaneti taşıdık. Hayatımızın her safhasında hizmet etmeye gayret ettik, geri durmadık. Bu gayretimiz sebebiyle duamızın makbuliyeti de devam etti. Bey kızı olmamıza bakmadık; hizmetten hiç geri durmadık. Ne nereden geldiğimizin, ne de nereye gittiğimizin önemi var; mühim olan, o anda niyetimizin, hizmetimizin ve duamızın samimiyetidir. Hükmedebildiğimiz cüz’î iradeyi, kullanabildiğimiz her an bir nimet, bir lütuftur; onun kıymetini bildiğimiz an, her anımız rahmete dönüşür inşallah.

Kabrimize gelip üç İhlâs bir Fâtiha okuyup hediye eden, dua eden kardeşlerimize bizden ikram olsun; Rabbim onların sıkıntılarını gamsızlığa, dertlerini feraha dönüştürsün. Nasihatimiz odur ki: daima yaptığınız her işte Allah’ın rızasını gözetir hâlde olun. Her şeyde, her adımda, her nefeste O’nun rızası bulunsun.”

“Karyağdı” ismi ile anılmasına gerekçe olarak dilden dile halk arasında dolaşan ve web kaynaklarında yer alan rivayet şöyledir: Karyağdı Sultan Hazretleri, Ankara’nın ileri gelen eşrafından bir ailenin kızıdır. Güzelliği ve edebi ile tanınır genç kızlığında. Evlenme çağı geldiğinde yine eşraftan bir ailenin delikanlısı ile evlenir. Mutlu ve huzurlu bir aile kuran bu hatun kişi anne adayı olur ve “aş verme”ye başlar. Ankara’da Ağustos ayı oldukça sıcak geçer, bu sıcak günlerde hamile olan Karyağdı Hatun’un nefsi kar çeker. O zamanlarda Elmadağ’ının yamaçlarında kar kuyuları bulunur ve bu kuyularda saklanan kar sıcak mevsimlerde şehre getirilerek satılır. Bu kar kuyularında kar kalmamıştır ağustos ayı olduğu için.

Kar arzusunu kocasına iletir, lakin kocası da çaresiz kalır. Kara karşı olan istek ve arzusu o kadar artar ki dayanılmaz hale gelir, bedeni volkanik bir yanar dağ gibi kavrulur. Bir gece yarısı kalkar, abdest alır, ellerini açarak Cenab-ı Hakk’a yalvarır ve yakarır. Duaların kabul olduğu ve herkesin uyuduğu, hacet kapılarının açıldığı zamandır bu an.

– “Ya Rabbi, nefsimin arzusunu yenemiyorum, kar yağdır, kar yağdır, kar yağdır. Sen Gani’sin.” diye yalvarır, secdeye varır ve göz yaşı döker. İşte o an gözyaşlarına semadan kar tanecikleri de iştirak eder. Bir anda her taraf bembeyaz olur. Şükür ve sevinç birleşir, doya doya avuçlarına aldığı kan yemeğe başlar. Arzusuna kavuşmuştur, lakin vücudundaki volkanik harareti söndürememiştir. Şehir camilerindeki minarelerden okunan sabah ezanı nidalarıyla birlikte Kar­ yağdı Hatun’un beyi de uykudan uyanır. Yanıbaşında hanımını göremeyince yataktan kalkar ve odanın perdesini aralar, dışarıda gördüğüne inanamaz, her taraf bembeyaz karla örtülmüş, sevinçle Allah’a şükreder. Çünkü biricik eşinin arzusu yerine gelmiştir. Hemen avluya çıkar, beyazlar üstünde yatan hanımını görür. Koşarak yanına varır, kucaklar, beden soğuktur. Sevinç gözyaşları anında kanlı gözyaşına dönüşür. Ebedi hayatta beraber olmak arzusu ile son defa eşine bakar ve göremediği yavrusu ile beraber ikisini Hakk’a uğurlar, Hakk’tan gelene razı olur.

Şehir halkı bembeyaz karı görünce şaşırır. Fazla vakit geçmeden minarelerden “sala” nidaları duyulur. Önceleri “Sultan Meydanı” denilen, daha sonra da “Hergelen Meydanı”, “İtfaiye Meydanı” denilen bugünkü türbesinin olduğu yere defnedilir.

Paylaş