Hüsameddin Ankaravî Hazretleri

Hüsameddin Ankaravî Hazretleri

Kaynaklarda, Hüsameddin Ankaravî Hazretleri’nin başında beyaz bir takke ve onun üzerine sarılmış siyah-yeşil renklerde bir sarık bulunduğu belirtilmektedir. Vücut özelliklerine dair kayıtlarda, Hazret’in yaklaşık 1.78 metre boylarında olduğu aktarılmaktadır. Üzerinde alt zemini siyah olup desenleri yeşil renkte bir cübbe bulunduğu; bunun altında beyaz entari ve beyaz bir kuşak taşıdığı ifade edilmektedir. Sol tarafında altın işlemeli bir kılıç bulunduğu, kılıcın kabzasında “la galibe illâllah” (Allah’tan (C.C.) başka galip yoktur) ibaresinin yer aldığı bilgisi de mevcuttur.

Hazret’in menşe itibarıyla Semerkant ahalisinden olduğu belirtilmektedir. Hayatı, Bayrâmî-Melâmî geleneğin ikinci devresini temsil eden Melâmiyye-i Bayrâmîyye içerisinde şekillenmiş; kaynaklarda h. 964 / m. 1556-57 tarihinde Ankara Kalesi’nde hapis iken vefat ettiği ve Haymana Altıpınar Mahallesi’ndeki caminin yanındaki türbeye defnedildiği aktarılmıştır. Topluma yönelik faaliyetleri bağlamında, Hazret’in irşat amacıyla geldiği ve ikinci devre Melâmîleri arasında önemli bir konumda bulunduğu ifade edilmektedir.

Manevî olarak Hazret’in, kalp, mide ve dalak ile ilgili tedavi alanlarında uzman olduğu bilinmektedir. Özellikle kalp üzerinde durarak “kalp Allah’ın evidir, bu sebeple temiz olması gerekir” şeklindeki görüşünü dile getirdiği belirtilmektedir.

Hocamızın şu bilgileri aktardığı kaynaklarda yer almaktadır: “Adımız Hüsamettin’dir. Biz, Hacı Bayram Hocamızın silsilesinde post makamı aldık elhamdülillâh. Rabbim nasip eyledi, kırklar imtihanından geçtik. Aldığımız bilgileri talebelerimize irşad ederken, bir sohbetimizde Hz. Mehdi Aleyhisselâm’ın geleceği dönemdeki ahvali, âyet ve hadislerden iktibas ederek anlattık. Ancak bu sözler ağır geldi; iki talebemiz tarafından şikâyet edildik ve bizi alıkoydular. Allah’a hamd olsun ki bizi alıkoymaları, zindana atmaları bize ‘Medrese-i Yusufiyye’ oldu. Biz onları kötü anmadık, hüsn-ü zanda bulunduk. O gün bir ders daha aldık: Kimseye kaldıramayacağı ilim verilmez; her şey zamanına esirdir. İnsan, merak ettiğini değil, zamanın gerektirdiğini alır. Gerektiği vakitte kendisine geleni uygulamazsa, onun ağırlığıyla bildiklerini de unutur. Uygulanmayan her ilim kişiye ağırlık verir; vesvese verir, kişiyi isyana sürükler. Bu sebeple faydasız ilimden Allah’a sığınırız elhamdülillâh.

Kalp, Allah’ın evidir; mide ise vücudun fizikî enerji merkezidir. Manevî hastalıkların mideye sirayeti ise dilden olur. Zira insanın dilinden dökülen, mânen gelir midede toplanır. Faydasız bir durumla meşgul olursa, onun ağırlığı insanı ezer; mide ağırlığından dolayı kişi kalbini duyamaz, kalbine yönelemez. Buradan çıkan netice şudur: Faydasız ilim, insanın gönlünü, bedenini ve hattâ bütün hücrelerini dahi etkiler; gereksiz bir kibir meydana getirir, lüzumsuz ve hadsiz eleştiriye sevk eder. Bunun için Allah’a hamd etmek, dünyada bize faydası olmayan her şeyden O’na sığınmak, hüsn-ü zan üzere bulunmak gerekir. Allah razı olsun, hizmetiniz daim olsun.”

Paylaş