Zeynel Abidin Hazretleri
Hocamız, yaklaşık 1.80 metre boyunda, ince ve uzun yapılı olup babayiğit bir görünüme sahiptir. Başından boynuna doladığı sarık, Hz. Ali Efendimiz’in sarık bağlama biçimini andırmaktadır. Bu sarık anlayışını kendisi şu düşünceyle açıklar: Sarık, bir anlamda kefeni temsil eder ve boyna dolanması, insanın ölümü her an hatırında tutması içindir. Böylece kul, aldığı her nefeste hayatın geçiciliğini unutmadan yaşar.
Üzerinde beyaz bir entari, onun üzerinde yeşil bir hırka bulunmaktadır. Sarığı yeşil renkte olup, sarığın iç kısmındaki kavuk beyazdır. Hocamızın ayrıca ince ve uzun bir kılıcı vardır. Kılıcın üzerinde çeşitli süslemeler bulunmakta ve “Lâ gâlibe illallâh” ifadesi yer almaktadır. Bu ifade, ister manevi ister maddi anlamda bir cihat söz konusu olduğunda, gayretin bizden/kuldan, başarının/tevfîkin ise Allah’tan olduğunun hatırlanması amacıyla taşınmaktadır. Bu şekilde, Allah’a (C.C.) olan teslimiyetimizi tekrar tekrar hatırlamak ve hatırlatmak içindir.
Hocamızın uzmanlık alanları arasında akıl, dil ve mide yer almaktadır. Ona göre insanın davranışları önce düşünceyle başlar, ardından dile yansır ve son olarak mideyle, yani yeme–içme ve ölçü kavramıyla ilişkilidir. Bu üç alanın dengede olması, insanın hem ahlaki hem de manevi açıdan sağlam bir duruş sergilemesine vesile olmaktadır.
Kaynaklarda yer alan bilgilere göre hocamız şu nasihatleri dile getirmiştir: “Bizler alpereniz. Ömrümüz, cihad ve hizmet faaliyetleriyle geçti. Selçuklu Devleti’nin yıkılışı ile Osmanlı Devleti’nin kuruluşu arasındaki dönemde yaşadık. Soyumuzda seyyidlik vardır. Manevi hocamız ise Hz. Hüseyin Efendimizdir. Biz de şehadet şerbetini içtik ve ömrümüz boyunca irşat etmek, hizmet etmek ve gerektiğinde cihat etmek üzere bu diyarlara kadar geldik. Makamımız da burası olmuştur.
Biz çokça cihat ettik. Ancak bu mücadele, yalnızca kılıçla değil; fedakârlıkla, sabırla ve vazgeçişle oldu. Zamanımızdan, ailemizden, işlerimizden ve dinlenebileceğimiz vakitlerden feragat ettik. Allah da bizi bu şekilde müşerref kıldı.
Yer ehline seçilebilmek için fedakârlık ettik, bu da gök ehline seçilmemize vesile oldu.
İnsanın dünyadan vazgeçip gerçek anlamda fedakârlık yapabildiği en önemli an, ölümü hatırladığı andır. Efendimizin buyurduğu gibi: “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalış, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalış.” Buradaki maksat şudur: İnsan, dünyada çalışırken bile her an ölecekmiş gibi ahireti gözetmelidir. Hak ve hakikate önem vermeli, hayatını bu bilinçle düzenleyip ona göre hareket etmek lazım.”
Paylaş
