İskender Sultan Hazretleri
Kaynaklarda yer alan bilgilere göre, Hocamız yaklaşık 1.85 boyundadır. Üzerinde yamalı yeşil bir cübbe, altında ise kırık beyaz renkte bir entari bulunmaktadır. Sağ tarafında tahtadan yapılmış bir kılıç taşımaktadır. Asıl uğraş alanı ahşap işçiliğidir. Dağdan odun toplayıp satarak geçimini sağlamaktadır. Zaman zaman kaliteli bulduğu odunlardan kaşık yapıp bunları da satışa sunmaktadır. Böylece hem geçimini temin etmekte hem de hizmet etmektedir. İhtiyaç sahiplerine zaman zaman ücretsiz olarak yardım etmekte, bazen de uygun bir bedelle ürün vermektedir. Manevi olarak uzmanlık alanı kalp ve beyin üzerinedir. Toplumu irşat etmek amacıyla çeşitli faaliyetlerde bulunmuştur.
Hocamızın, şu bilgileri aktardığı kaynaklarda geçmektedir: “Ben, Bünyamin Ayaşî Hazretleri’nin hem talebesi, hem müridi hem de yareniyim. Onun yaşadığı dönemde yaşadım. O zamanlar dışarıdan bakanlar bizi “dönemin meczubu” gibi görürdü. Kendi ifademizle, “Biz aklımızı gönlümüze satanlardanız.” derdik. Biz kendimizi bilmezdik; başımıza gelen her şeyi Hak’tan bilirdik. Hakk’ın hakikatinde kaybolduk, elhamdülillah. Böyle olunca kim ne demiş, ne yapmış, ne düşünmüş bizim için bir anlam taşımazdı. Biz yalnızca yapmamız gereken hizmete, vermemiz gereken gayrete önem verirdik.
Bana “İskender Sultan” denmesinin sebebi şudur: O dönemde ağalardan biri halka zulmediyordu. Bünyamin Ayaşî Hazretleri’ne de baskı yapıyordu; çünkü onun yanlışlarına karşı çıkıyor, halkın da ona yönelmesinden rahatsız oluyordu. Biz meczup sayıldığımız için ciddiye alınmazdık. Bir gün yolda karşılaştığımızda ona, “Senden büyük bir sultan var.” dedim. O ise, “Burada tek sultan benim.” dedi. Ben de, “Adım İskender, bu beldenin sultanı benim.” diye karşılık verdim ve bir gün onu devireceğimi söyledim.
Aradan zaman geçti. Bir gün o kişi at üzerinde giderken, beni Bünyamin Ayaşî Hazretleri ile zikir hâlinde görür gibi oldu. Allah Teâlâ (C.C.) bir kuluna bir hâli böyle gösterebilir. O an at diz çöktü, kendisi düştü ve yaralandı. Kan revan içinde benim önüme geldi. Ona, “Seni bir gün yıkacağımı söylemiştim. Allah (C.C.) nasip etti, yıkıldın. Ya düzelirsin ya da bir dahaki sefer canınla ödersin.” dedim. O olaydan sonra sıkıntılarından kurtuldu. Hatta soyundan gelenler de uzun süre rahat etti. Buradan şu ders çıkarılmalıdır: Şeytan, üç nesilde bir insana müdahale edecek açık kapı bulabilir.
Meczup olmak, dışarıdan bakıldığında sadece akıl dışı davranan biri olmak ya da fiziken bir şey yapamayan değildir. Gerçek meczup, Allah’a (C.C.) gönülden bağlanmış kişidir. İnsan Allah’a (C.C.) bağlandıkça, Allah (C.C.) da onun dünyaya ait dertlerini giderir. Beni normal hâlimle görseniz, belki sokakta yatan biri sanır ve yadırgardınız. Oysa benim hiçbir derdim yoktu. Yeryüzü bana mescit, her yer ev gibiydi. Her yerde Allah (C.C.) vardı. Her yer Allah’ındı (C.C.), şükürler olsun. Rabbim bizi dünya sıkıntılarından arındırdı ve sadece kendisiyle meşgul, hemhâl etti. Ayrıca bize bir dost da nasip etti. Buna hamdolsun.
Yarenlik kolay bir makam değildir. Hızır Aleyhisselâm’a bile Musa Aleyhisselâm yarenlikte zorlanmıştır. Allah (C.C.) herkese, Hz. Ebubekir ile Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) arasındaki dostluk gibi bir muhabbet nasip etsin. Her kulun bir yareni vardır; Allah (C.C.) bunu insana bazen açıkça, bazen manen gösterir. Selam olsun yarenlik edenlere, yarenlikte yâri bulup yâre yarenlik edenlere. Bu da öyle kolay bir mertebe değildir, bunun bedelini ödeyenler ancak yaren olabilir. Biz, kardeşim İskender ile hem zahiren hem de manen yaren olduk.
Yarenlik bedel ister ve koşulsuz sadakat gerektirir. Siz şimdi diyeceksiniz ki ‘nasıldır koşulsuz sadakat, hiç sorgulamayalım mı?’ hayır sorgulamamak değil, buradaki asıl mesele öncelikle imandır. Sen o kişinin ilmine, ilk başta tam teslim olarak iman ettiğin zaman bu, koşulsuz sadakat olur. Ama sen bu konuyu ve hikmetini, sonradan kendin düşünürsün, araştırırsın, tefekkür edersin ondan sonra istişaresini yaparsın, burada bir sorun yoktur. Bizdeki koşulsuz sadakat de budur. Öncelikle kendin tefekkür edersin, kabul edersin teslim olmuş bir şekilde. Sonrasında sebebini kendi kendine düşünürsün, istişare edersin. Asıl olan usulde budur. Biz de, bu usule uyanlardan olmaya gayret ettik, elhamdülillah.”
Paylaş
