Yavuz Analar Hazretleri
Hanım hocalarımızın isimleri Ayşe, Fatma ve Zehra’dır. Ayşe annemiz beyin ve feraset alanında, Fatma annemiz gönül alanında, Zehra annemiz ise dil (belagat) ve mide (şifa) alanlarında uzmandır. Üçünün de eşleri şehittir. Kıyafetleri, sultan kızı gibi özenli ve gösterişlidir. Üzerlerindeki elbiseler koyu yeşil, başörtüleri ise beyaz renktedir. Yüzleri peçelidir. Hocalarımız, Ankara Savaşı döneminde yaşamışlardır.
Kaynaklarda yer alan bilgilere göre hocalarımız şu bilgileri aktarmışlardır: “Savaş yıllarında, geride kalanlara destek olmak için gayret gösterdik. Toplumun yaralarının sarılması adına burada irşat faaliyetleri yürüttük. Biz gayret ettik, Allah (C.C.) da bize nasip etti. Manevî âlemde Efendimiz’in (s.a.v.) “Ayşe benim Ayşe’m gibidir, Fatma benim Fatma’m gibidir, Zehra benim Zehra’m gibidir.” buyurduğu rivayet edilmektedir.
Ankara Savaşı döneminde yaşadık. Savaştan sonra ortalık çok karışıktı, şehit ve gaziler vardı ve insanların yaralarının sarılması gerekiyordu. Çünkü insan, kendi derdiyle meşgul olduğunda bencilleşebilir. Şeytan, “Zaten sende yok, neden başkasına veriyorsun?” diye fısıldar. Ancak Allah Teâlâ (C.C.) bize bu hizmet kapısını açtı ve elimizdeki her şeyi paylaştık. Bazen bize hiçbir şey kalmadığı da oldu. Fakat şunu idrak ettik: Biz “kalmadı” sandığımızda bile aslında Allah (C.C.) bize yeterince vermişti ve o bizde var oldu. Rabbimiz bizi ilmiyle ilimlendirdi, hâliyle hâllendirdi. Elhamdülillah ne aç kaldık ne de açıkta kaldık.
Bizdeki bu imece, yani yardımlaşma anlayışı zamanla halka da yayıldı. Allah Teâlâ (C.C.), bizim vesilemizle ahaliye, insanlara kardeşliği hatırlattı. Bu zor dönem, bulunduğumuz yerde daha hafif atlatıldı. Fazlası olan da azı olan da elindekini paylaştı, dağıttı. Böylece herkesin hem azı hem de çoğu bereketlendi elhamdülillah. Normalde bir kişinin doyacağı bir buğday, bereketle dört kişiyi doyurmaya başladı. Çoğalan, mal değil bereketti.
Allah’ın (C.C.) kudretinde asıl anlaşılması gereken şudur: İnsan elindeki bir akçenin iki akçeye dönüşmesini bekler; ancak Allah (C.C.), bir akçe ile bir gün geçinebilen kulunu dört gün geçindirir, yani bereket verir. Gerçek zenginlik budur. Dünyada elde edilebilecek en büyük zenginlik de berekettir. Bereketsiz bir hayat yaşayan kişi, Karun gibi büyük servete sahip olsa bile sonunda kayba uğrar, bir sivrisineğe gider. Buna karşılık, Efendimiz’in (s.a.v.) misali, bir hasırın önünde, iki taş karnına bağlı, Allah’ın (C.C.) habibi olursunuz. Hamdolsun, Rabbimiz bize de Peygamber ahlakıyla ahlaklanmayı nasip etti.
Allah Teâlâ (C.C.) bize bu ilmi lütfetti; fakat biz gayretten asla geri durmadık. Allah (C.C.) bir insana ilim ve imkân verdiği hâlde o kişi gayret etmezse, kendisini geri çekerse bunun hesabını sorar Allah (C.C.). Bu sorumluluğun altından ne siz ne biz, hiçbirimiz kolayca kalkamayız.
Hanımlara da küçük bir nasihatimiz vardır: Aklından geçirdiğini dilinden çıkarmayıp tutanın gönlünde ferahlık ürür (olur/çoğalır). Aklından her geçirdiğini diline vuranın gönlünde fesatlık ürür (olur/çoğalır). Buna dikkat etsinler. Ancak insanlar bunu tam tersi olarak düşünür. Birine sinirlendiğiniz zaman aklınızdan geçeni dilinize dökerseniz buna dürüstlük dersiniz. Asıl dürüstlük ve doğruluk kalp kırmamaktır. Şeytanın hilesi pek zayıftır, insanın sadece bunu görüp akletmesi lazım. Pek çok ayette ‘akletmez misiniz’ ibaresi geçmektedir. Sizler akletmediğiniz zaman iradesi olmayan bir hayvandan farkınız kalmaz.
Çünkü siz, aklettiğiniz zaman eşref-i mahlukat olursunuz. Diğer türlü esfeli sâfilin (aşağıların en aşağısı) olursunuz. Allahu Teala (C.C.) bizleri, esfeli sâfilin olmaktan muhafaza buyursun. Amin.”
Paylaş
