Doğanbey (Yürüyen Dede) Hazretleri
Hocamız, 1.75 boylarında, iri yapılı, siyah toplu bir sakalı var çok uzun değil sakalı. Başında kalpak var. Cübbe ve entarisi var, belinde de bir kuşak var. Uzmanlık alanımız beyin, kalp ve gönüldür. Hocamız 13. yüzyılda, mübarek 13. yüzyılda Tapduk Emre Hazretleri ile aynı dönem yaşamıştır. O ara Altındağ taraflarında uç beyliği gibi bir konumda bulunmuşlar, uç noktalara seferlere giderlermiş. Kendisinin toprak sahipliğinden kaynaklı bir yer ağalığı yok ama savaştaki mücadelelerinden dolayı beylik makamı verilmiş kendilerine.
Kaynaklarda yer alan bilgilere göre, hocamız şu hususları dile getirmiştir: Evladım ilim tahsil etmek istiyorduk, başladık ancak çeşitli sebeplerden dolayı tam ilim üzerine başta ilerleyemedik. İlme erişim imkanımız pek yoktu fakat öğrendiğimiz az şeyi hayatımıza uygulayaraktan Rabbimin rızasını kazanmayı hedefledik.
Evladım Bey olduğumuz doğrudur. Türkmen Beyiyiz. Zahirde bu ilmi öğrenmek nasip olmadı, elhamdülillah manevi olarak öğrenebildik. Manevi hocası Tapduk Emre Hazretleridir. Beyliğimizdeki insanları Allah’ın rızasıyla, adaletle yönetmeye gayretinde bulunduk. Yaptığımız her işte Allah rızasını gözettik, elhamdülillah bize manevi olarak bu ilim nasip oldu sonrasında.
Bir gün yine bir sefer arz olundu bize bir hizmet görev verildi. Besmeleyi çektik Allah rızası için yola düştük. Yolda yürüyen birini gördüm. Ben de o ara atımı tabii kamçılıyorum hızlı gitmek için, cihada erkenden varmak için birini gördüm. Atım ne olduysa bu yürüyen… yani mübareğin yanında durdu, kamçılıyorum gitmiyor, adım atmıyor onun hizasında, onun yamacında devam ediyor. Döndüm dedim ki “Ya efendi sen kimsin, kimlerdensin, atım niye seni görünce durdu, bunun sebebi nedir?” diye sordum. Dedi ki “Öyle at üstünden konuşmakla cevap alınmaz, in aşağı anlatalım.” Atı aldık durduk, dedi atını bağla şuraya. Bağladım, biz de oturduk bir ağacın altına. Dedi ki “Benim adım Tapduk Emre.” Ben hemen ayaklandım elini öpmeye çalışırken “Dur” dedi oturturdu. Eliyle böyle otur otur dedi, oturdum. Dedim “Hocam saygıda kusur ettiysek affola.” Dedi ki “Saygısızlığı bana yapsan affolunur benim tarafımdan, ama sen saygısızlığı sana emanet edilene yapıyorsun bunun affı zor olur.” “Nasıl hocam?” dedim. Bak dedi atına kaç gündür yoldasın, “Hocam iki gündür yoldayım.” “Hiç mi durmadın?” “Hadi abarttık diyelim bir saatlik filan durdum cihada yetişmek için devam ediyorum.” Dedi ki “Sendeki nefis nefis de, sendeki can can da, bundaki can can değil mi?” “Nasıl hocam?” “Bu da yorulur, bu da susar, bu da acıkır, bu da dinlenmek ister. Sen at üstünde o kadar da yorulmazsın o seni taşıyacak evet sana hizmet edecek ama emanete de hıyanet etmeyeceksin.” “Dedim Hocam yürüyerek nasıl gideceğiz yola, yetişmemiz lazım oraya varmamız lazım.” deyince dedi ki “Evladım yürümekle yol aşınmaz, vücut yorulmaz, zaman bitmez. At üstünde hızlı gitmekle de yol bitmez, zaman kazanılmaz, hedefe varılmaz. Sen hakikatten gayrısına saparsan amelde niyetin ne kadar güzel olursa olsun o zaman çizgin bozulur. Amma niyetin halisse hakikat üzere tavır alırsan zamanın ne kadar dar olursa olsun Rabbim seni ulaştırır.” deyince ben o zaman anladım ki zamanın ve mekanın sahibi Allah, ben kibre düşmüşüm. Ben zannetmişim ki benim atımı zorlamam, hızlı gitmem bana bir kar elde ettiriyor zamanda, erken varıp mücadeleye zamanında varacağım diye niyet almışım. O an dedim ki “Hocam tövbe ettim Allah’ım beni affetsin, atıma da zulmettim, ben burada bu gece kalayım o zaman.” dedim. Dedi ki “Hayır bak yine sapıyorsun vur dedik öldürüyorsun mücahit” dedi. “Sen şimdi ne yapacaksın?” “Ne yapacağım hocam?” “Atın nasıl benim yanımda yavaş yürüdü sen de öyle yavaş yürüyeceksin atından inip. Dinlendiğini de anlayacaksın.” “Nasıl anlayacağım hocam?” “O sana anlatır” dedi. Ben de aldım hocam tamam kabul ettim dedim, besmeleyi çektik “O zaman ben kalkayım hocam” dedim, kalk dedi.
Mübarek orada oturmaya devam etti. Ben atımın yularını çözdüm, yükünü elime aldım Bismillah yürümeye başladım. Tabii vesvese durmuyor, nefis konuşuyor bir yandan “Yahu diyor sen dinliyorsun tamam Tapduk Emre Hazretleri hoca evet tamam ama bizim bu ata binmemiz lazım biz yorulursak nasıl mücadele edeceğiz?” “Yahu dur nefis yola düşelim bakalım ne olacak? Dedim niyetimizi alalım bu da bize emanet ben sana zulmetsem şimdi şu kadar yürümede bile sen isyan etmeye başlıyorsun o atın canı yok mu filan?” demeye başlayınca nefsi de ikna edince biz takribi bir iki saat yürüdük. İki saat sonra baktım ki at durdu, diz çöktü. “Peki sen dinlendin o zaman” atladım gidiyoruz dört nala. Bakıyorum ki böyle bir altı saat sonra at duruyor yavaşlıyor yürümeye başlıyor ben hemen iniyorum devam. İki saat yürüyoruz kalk… yolda başka cenge giden beyleri de görüyorum mücahitleri vesaire, beni görüyorlar şaşırıyorlar “Yahu bu adam ne yapıyor?” öyle biri değildi tabii. Herkes dört nala yanımdan geçiyor aynı yolda denk geldiklerimiz. Ben takribi benim hesabıma göre bir gün geç gittim. Bir vardım ki daha cenk meydanı yeni toparlanıyor. Allah Allah dedim nasıl bir şey biz geç kaldık ama geç de kalmadık. Hatta yanımdan geçenlere soruyorum “Siz niye bir gün önceden gelmediniz?” “Yok” dediler “Yeni vardık seninle birlikte hatta biz seni yürürken görünce sen geç kalacaksın zannettik, ne yaptıysan erken geldin.” dediler.
O an yine yeniden iman ettim dedim ki “Ya Rabbi sen zamanın mekanın sahibisin. Ben nasıl hakikatten sapmazsam sen bana yardım edecek olansın.” O gün ona ikna oldum ve idrak ettim ve ondan sonra bana beni atımla görenler yarı yürüyüp yarı atın üstünde gidince Yürüyen Dede demeye başladılar. Öyle bir adımız kaldı ama asıl adımız Doğan Bey, biz Selçuklu zamanında mücadele eden uç beyliklerinde uçlarda savaş eden cihat eden mücahitlerdeniz. Devamında döndüğümde de Tapduk Emre Hazretleri’ne uğradım. Geldim ellerini öptüm “Allah razı olsun” dedim “Hocam orada nasihatinizi aldık uyguladık Rabbim bize lütfetti.” Tabii dedi ki “Dur sana bir sır verildi sırrını açıklama.” “Nasıl hocam?” “Sen ne zaman hakikate hizmet edersen hakikat üzere hizmet edersen Allah da sana lütfedecek. Yürüyünce de zamanı sana vakfedecek. Sen iki saat yürüdüğün zannettiğin şey de aslında seni en fazla üç dakika ya da beş dakika yürütecek fiziken insanlara göre ama sen iki saat yürümüşsün sen öyle anlayacaksın idrak edeceksin.” dedi. “Tamam hocam” dedim intisap ettim derslerini aldım devamında Ankara merkeze yani Altındağ taraflarına şu andaki sizin şeyi anlatıyorum dedi oraya geldim yine hayatımıza devam ettik dedi. Biz şunu anladık ki insan kendi aklından cüzi aklıyla hesabı Allah’ın hesabından zayıf. Allah’ın lütfu ve keremi olmasa insan bu dünyada kayıp. Kaybolmamak istiyorsa teslim olacak, kaybolmamak istiyorsa hakikat üzere olacak, kendisine hizmet eden her şeyi gözetecek kendisine hizmet edenlere de o da hizmet edecek bunu idrak ettik elhamdülillah.
Paylaş
