Ahi Bacı (Fatma Bacı) Hazretleri
Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda emeği geçen ve “Bacıyan-ı Rum” diye adlandırılan “Anadolu bacıları”ndandır. Tımar sahibi ve ahi bir “veliyye”dir. Hayatı ve kişiliği hakkında ancak vakıf belgelerindeki bilgilerle yetiniyoruz. Osmanlı dönemin de zaviyesinin bulunduğu köy “Fatma bacı köyü” olarak anılmış, daha sonra “Bacı köyü”, sonraki yıllarda “Bacı nahiyesi” olmuştur. 1570’li yıllarda Bacı zaviyesinin geliri 9975 akçedir ki oldukça iyidir.
Polatlı ilçesine bağlı Bacı Köyü’ndeki türbesinin duvarında bulunan Arapça kitabede, günümüz Türkçesi ile “Vaktin neseb yönüyle dost ve yüce insanı Fatıma Bacı. 20 Muharrem sene 710 H./1310” yazılıdır. Kitabede özellikle zikredilen “neseb yönünden” ibaresi onun “fütüvvet ehli” olduğunun delilidir.
(https://www.evliyalar.net/ahi-baci-fatma-baci)
Kaynaklarda yer alan bilgilere göre Hocamız, yaklaşık 1.65 metre boylarında bir görünüme sahiptir. Üzerinde siyah renkte, vücut hatlarını belli etmeyen bol bir çarşaf bulunmaktadır. Yüzü peçe ile örtülüdür; bu nedenle yalnızca gözleri görünmektedir. Giyimi genel olarak sade ve geniş kesimlidir. Sol tarafında ise bir kılıç yer almaktadır.
Hocamızın şu kıymetli bilgileri ifade ettiği bilinmektedir: ‘Bizler, Osmanlı döneminde de varlığını sürdüren Bacıyan-ı Rum geleneğindeniz. Ahilik teşkilatının hanımlar kolu olarak biliniriz. Ancak görevimiz yalnızca belirli alanlarla sınırlı değildir. Bizler sadece cihad eden kimseler olmadık; aynı zamanda toplumun irşadı için emek verenlerden olduk.
Bazıları bizleri yalnızca cihad edenler ya da sadece kadınlara ait görevleri yerine getirenler olarak tanır. Orduya erzak hazırlamak, yemek yapmak, geri hizmetlerde bulunmak gibi faaliyetlerle biliniriz. Oysa gerektiği zaman cihad da ederiz, evelallah.
Bizim manevi olarak uzmanlık alanımız dildir. Ağızdan çıkan kelama dikkat etmek son derece önemlidir. Çünkü söylenen söz, sahibine ağır gelir. Bu sebeple denilmiştir ki: “Ya hayır konuşun ya da susun.” Sizin ettiğiniz kelamlar, sizin hayatınızda önemli bir rol oynar. Ancak çoğunuz bunu bilmezsiniz, bunun farkında değilsiniz.
Sizlere nasihatim şudur: Asıl niyet kalp ile yapılır. Dil ile ikrar edilebilir; fakat kişi kalbiyle niyet almadığı bir şeyi diliyle söylese, bunun ona ne faydası olur? Allah katında değerli olan, kulun halis niyetidir. Niyet ne kadar sağlam olursa, o niyet doğrultusunda yapılan iş de o kadar sağlam olur. Burada Allah’a olan teslimiyet çok önemli bir yere sahiptir. Teslimiyet zayıf olur ve kişi yapılan işi kendinden bilirse, zevale düşer. Ancak teslimiyet tam olur ve bunu kendinden bilmezse, derdine derman bulur.
Hâl ilmi ise insanı, din kardeşinin derdiyle dertlenmeye sevk eder. Biz yaşadığımız dönemde bu ilmi bilmiyorduk. Rabbim nasip etti, öğrendik ve hizmetimize devam ediyoruz. Bu husustaki nasihatim de şudur: “Mümin, kardeşinin derdiyle dertlenmedikçe bizden değildir. Hiçbiriniz, kendisi için istediğini mümin kardeşi için istemedikçe iman etmiş olmaz.”
Son olarak, Peygamber Efendimiz’i (sallallahu aleyhi ve sellem) örnek alınız. Çünkü o, en güzel örnek ve ahlakı en üstün olandır.’
Paylaş
