Soğukkuyu Hazretleri
Hocamız yaklaşık 1.70 boylarındadır. Üzerinde yeşil bir cübbe, altında ise beyaz bir entari bulunmaktadır. Yüzü güleç olmakla birlikte, ilimle meşgul olduğu zamanlarda ciddi bir tavır sergilemektedir. İrşat faaliyetlerini yürütmek amacıyla Horasan tarafından gelmiştir. Manevi olarak uzmanlık alanı kalp ve beyin üzerinedir.
Asıl adı Hikmet olan hocamız, bu isimlendirmeyle alakalı hususu şöyle dile getirir: “‘Hikmet’ ismim bana halk tarafından verilmiştir. Biz kendimizi bilgili görmeyiz. Biri soru sorduğunda gönlümüze geleni söyleriz. Sözün sahibinin Allah (C.C.) olduğuna inanırız. Söylenenleri hikmetli bulanlar çoğalınca bu isimle anılmaya başladık. Bazıları bana “Hikmet Dede” ya da “Hikmet Baba” der. Özellikle çocuklar bu şekilde hitap eder.”
Kaynaklarda yer alan bilgilere göre hocamız, kendi ağzından şu bilgi ve nasihatleri aktarmıştır: “Bizler erenlerdeniz. Yaşadığımız dönemde hem maddi hem de manevi alanda hizmet etmeye gayret ettik. Bunun için çalıştık ve bunun için gayret ettik. İlimle irşat etme imkânımız sınırlıydı; ancak irşat niyetiyle buraya geldik. O zaman anladık ki bu ilim, sadece öğrenilerek, ezberlenerek veya uzun süre çalışılarak elde edilen bir bilgi değildir. Bu ilim, insanın lisanı hâliyle yani hal diliyle, yaşamasıyla ortaya çıkan, hal ilmiyle İslam’ı davranışlarla yaşatan ve Allah’ın (C.C.) lütfuyla verilen bir ilimdir.
Bunu idrak ettiğimiz anda, bildik ki bu dünyada ne dert kaldı ne gam; ne sorun kaldı ne derman. Her şeyin sahibi olan Cenab-ı Allah (C.C.), rahmeti ve muhabbetiyle bizleri kuşattı. Keremiyle, lütfuyla gönlümüzü açtı ve bizi bu yolda istihdam etti.
Kim Rabbine yönelirse, Rabbi ona her yönüyle yakın olur. Kim Allah (C.C.) rızası için hizmet ederse, Allah (C.C.) onun gönlünü huzurla doldurur. Böylece insan bu dünyada ne nimet peşinde koşar ne de dert ve kaygı içinde yaşar. Gerçek huzur buradadır. Elhamdulillah.
Nasihatim şudur: Sürekli dert ve dermanla meşgul olan kişi, ne derdin sahibini ne de dermanın sahibini bulabilir. Ancak ne derde ne de dermana bağlı kalan kişi, her şeyin sahibinin Allah (C.C.) olduğunu bilir. Allah Teâlâ (C.C.), kuluna dünyada bir şeyi gösterdiğinde ona bir şeyi bildirdiğinde, onun arkasındaki hikmeti araştırmasını ister. Fakat insan, vesilelere takılıp kalır ve onları tek gerçek sanarsa, vesveseye düşer ve Rabbini fark edemez, Rabbini bulamaz. Günümüzde buna çoğu zaman “bilim” denilmekte ve sadece sebeplere bakılmaktadır.
Hakikat gözünden bakabilmek de bu manada devreye girer, eğer hakikatten bakarsanız, size yapılanların iyiliğinize ve hayrınıza olduğunu bilir, buna göre davranır, iyinin de kötünün de Allah’tan (C.C.) geldiğini bilirsiniz ve buna iman edersiniz. Ve bu halinize de yansır. Yok eğer siz buna inanmayıp bu hal üzere olmazsanız adına çeşitli şeyler deyip, oyalanıp vesveseye düşersiniz.”
Paylaş
