Arabacılar Kahyası İsmail Ağa Hazretleri

Arabacılar Kahyası İsmail Ağa Hazretleri

Arabacılar Kahyası İsmail Ağa ile ilgili bilgilere Mahir İz’in anılarında rastlıyoruz. Ankara Solfasol Köyü kabristanında kabri bulunan İsmail Ağa, Cumhuriyetin ilanı yıllarında Ankara’da gönül erbabı arasında önemli bir yere sahiptir. Mahir İz “İz Bırakanlar” isimli eserinde İsmail Ağa hakkında şunlar yazar:

“Ankara’dan şahsen tanıdığım Arabacılar Kahyası İsmail Ağa, işte mezkur Şeyh Nurü’l-Arab’dan inabe etmiş olan Ankara Hukuk Mahkemesi azası Vehbi Efendi’den el almıştı. Yıllarca evvel Umumi Harp içinde bir gün berber Selanikli Kazım Nami’nin dükkanında traş oluyordum. Bu İsmail Ağa da köşede oturmuş çubuk içiyordu. Berbere anlattığı bir vak’a veya hikaye dolayısıyla bir Ayet–i Kerim’e okudu. Fakat verdiği mana birdenbire nazarı dikkatimi celbetti, çünkü ancak okumuş yazmış bir hoca efendi bu kadar güzel tefsir edebilirdi. Hemen berberin elini tutup arkama dönerek baktım. İsmail Ağa “Ne o Efendi! Yakıştıramadın mı?” dedi. Ben mahcup oldum.

Berber işini bitirdikten sonra gidip yanına oturdum; yukarıda verdiğim izahatı kendinden öğrendim. Bu zatın Melamiliği amel bakımından Ehl i Sünnet yolundaydı; ezan okunur okunmaz camiye cemaate koşardı. Kıyafet tam o zamanki esnaf kıyafeti idi. Yalnız hoca efendilere veya meşayihe benzeyen uzunca bir sakalı vardı. Daha sonraları bütün Anadolu’da büyük bir şöhret kazandı. (https://www.evliyalar.net/arabacilar-kahyasi-ismail-aga-melami-seyhi/)

Kaynaklarda yer alan bilgilere göre Hocamız, yaklaşık 1.90 metre boyunda, hafif iri yapılı ve cüsseli bir bedene sahipti. Üzerinde yeşil bir yelek, altında ise altın renkli bir şalvar bulunmaktaydı. Belinde yeşil-beyaz bir kuşak yer alıyor, sağ tarafında ise bir kılıç taşıyordu. Güleç yüzlüydü; sakalı, geniş üçgen biçiminde ve düzenliydi. Başında bir fes vardı; fesin etrafı beyaz bir sarıkla iki kez sarılmış ve sarığın ucu omzuna doğru salınmıştı.

Hayattayken geçimini ahşap oymacılığı yaparak sağlamış, bu sanatla hem maddi hem de manevi anlamda kendini geliştirmiştir. Mana aleminde, Hz. Ömer Efendimiz’den ders alır kendisi. Bu konuda şöyle söylediği aktarılmaktadır: ‘Hocamdan öğrendiğim şey ise her vakit adaletli olmamdır’. Ayrıca manevi rehberi olarak Hoca Ahmet Yesevi Hazretlerini kabul etmiş, onun öğretilerini hayatının temeline yerleştirmiştir.

Ayrıca kendi ağzından şu bilgileri aktardığı kaynaklarda geçmektedir: ‘Ben hayatım boyunca kalp kırmamaya çok dikkat ettim. Her daim bu şuur ve bilinçle yaşamaya gayret ettim. Hayatım böyle geçti. Sizlere vereceğim en önemli tavsiye de budur: Kalp incitmeyin.

Bizler bu diyarlara, toplumu irşat etmek için gönderildik. Bunun için çalıştık, çabaladık. Her zaman adaletli olmaya gayret ettik. Bizim manevi alanda uzmanlık alanımız kalptir. Çünkü kalbi temiz olan insanın aklı selim olur. Böyle bir insan, Allah’ın yolunda hizmet etmeye yönelir ve her daim bu yolda olma niyetiyle hareket eder.

Kalbin temiz olması birçok şeyi etkiler. Kalbi temiz olan kişi merhametli ve vicdanlı olur; insanların haline göre onlarla hemhâl olur, dertlerini anlamaya çalışır.

Biz Melâmîyiz. Bizim bir aynamız vardır; o ayna bizi sürekli eleştirir. Biz, o aynayı temizlemeye çalışanlardanız. Aynadaki kırıkları onarmaya gayret ederiz. Aynası temiz olan kişi, önce kendi hatasını görür. Yine aynası temiz olan kişi, kendisine verilen lütufları fark eder. Ancak aynası kirli olan, kendi hatasını görse bile suçu kendinde değil bizde ya da başkasında arar.

Buradan şu anlaşılmalıdır evladım: İnsanın aynası, kalp gözüdür. Kalp gözünün temizlenmesi ise takva ile olur. Takva dediğin; ibadettir, salih ameldir, iyilikle meşgul olmaktır. İnsan, her gördüğü şeye takılıp kalırsa aynasını kirletir; vesileye takılır ve vesile edeni de kaybeder.

Temizle ki aynanı, hayır göresin. Temizle ki aynanı, acziyetini fark edesin. İnsan, kendi aczini ve mahcubiyetini ancak Cenâb-ı Rabbü’l-Âlemîn’e yönelerek anlayabilir. O yöneliş öyle bir yöneliştir ki, insan acziyet ve mahcubiyet içinde eksile eksile, manada büyür.

Paylaş