Hacı Hasan Burkay Hazretleri
İsim ve Mahlası
Burkay’ın üstâdı olan Şeyh Şerafeddin Hz’leri tarafından Hasan adına ek olarak “Hüdâverdi” adı mahlas olarak eklenmiştir. Hasan Burkay da o günden sonra şiirlerinde ve yazılarında adının yanında “Hüdaverdi” lakabını da kullanmıştır. Kendisi mahlasının nereden geldiğini şöyle ifade etmiştir: “1955 Nisan’ının bir cuma gecesi sabaha karşı üstâdım Şeyh Şerafettin Hz’lerini, bütün ricalullah ile toplanmış bir halde gördüm, beni çağırdılar ve ismimi sordular. Ben de “Sizin verdiğiniz isim “Hüdaverdi” bizim ismimiz “Hasan” dedim. Sonra beni tebrik ettiler ve gittiler.”
Hasan Burkay’ın babası, Hacı İbrahim ağanın oğlu, Hafız Mehmed Hulusi Efendi’dir. Doğum tarihi hakkında kesin bir bilgi mevcut değildir. Hafız Mehmed Hulusi Efendi, çocukluk ve gençlik yıllarını Selânik’in Karacaova ilçesine bağlı Fuştan bölgesinde geçirmiştir. Mehmed Hulusi Efendinin ilk hocası babası Hacı İbrahim Ağadır. Oğlunu hafız olarak yetiştirmiş, oğlunun dinî eğitimi ve terbiyesiyle bizzat kendisi ilgilenmiştir.
Tahsili
Hasan Burkay, ilkokula Muradiye semtindeki On bir Eylül İlkokul’unda başladı. İlk üç sınıfı burada okuduktan sonra aynı semtte bulunan Onuncu Okula geçti ve oradan da mezun oldu. Ablası Hasene ve annesi sayesinde Kur’an öğrendi. Henüz ilkokul çağında bir çocukken dini bilgiler öğrenmek için gayret sarf etti. İlkokuldan mezun olduktan sonra dükkânda babasına yardımcı oldu. Ancak okumaya ve yazmaya çok meraklı olduğu için küçük yaşlarda hatıra tutmaya, şiirler yazmaya başladı.Hasan Burkay, Bursa Altıparmak Camii imam hatibi Kavalalı Hacı Hafız Emin Efendi’den Kur’an tâlimi ve kırâat dersi almıştır. Sonrasında İnegöl İlçesi, Hoca Köyü imam hatibi Hacı Ahmed Efendi’nin babası, Murat Hocadan da bir süre dini tahsil görmüştür. Burkay, babasının üstâzı Ali Haydar Ahıskalı (1870/1960) vasıtasıyla tasavvuf âlemine adım atmıştır. Bursa Muradiye medresesi müderrislerinden Muhammed Necati Simâvî Hazretlerinin (1859/1957) manevi terbiyesiyle pişerek, Şeyh Şerafeddin Zeynel Âbidin (1876/1936) ve Küçük Hüseyin Efendi’den (1828/1930) aldıkları feyizle, kemâle ermiştir. Burkay, ilme duyduğu aşkla önce İstanbul’a gitmiş, bir süre sonra Çarşamba Medresesi’nde, bir sürede de Eftalızâde Medresesi’nde farklı hocalardan şerî ilimler, fıkıh vb. dersleri almıştır Her ne kadar Burkay, belli bir süre farklı hocalardan eğitim alsa bile, arapça, tefsir, hadis gibi ilimlerde kesbî diyeceğimiz bir medrese eğitiminden geçmemiştir. Burkay, kendisine intisab edenlerin ifadesiyle ve şeyhlerinin işaretiyle vehbî olarak irşad vazifesine devam etmiştir.
Tasavvufi Yönü
Hasan Burkay hazretleri; henüz altı yaşındayken babası Hulusi Efendinin hocası Ali Haydar Efendi’den ders almıştır.121 Ancak Hasan Burkay dokuz yaşına geldiğinde hocası Ali Haydar Efendi ona haber yollamış ve dersini bırakmasını isteyerek şöyle demiştir: “O’nun mânevî nasibi başka yerdedir. Zaman gelip vakit ulaştığında nasibi onu arayıp bulacaktır.” Kaynaklardan edindiğimiz bilgiye göre, bu emirden sonra Hasan Burkay dersini bırakmış ve nasibini beklemeye başlamıştır.
Burkay’ın gerçek anlamda tasavvufla alâkası askerde bir rüyayla başlamıştır. Burkay rüyasında Heybeliada’da iken olan Mehmet Necati Simavi Hz’lerini görmüştür. Kendisi Bursa’ya teşrif etmiş Altıparmak semtinde bir evde kalmaktaymış. Hasan Burkay da rüyasında bu zâtı, kendi evine davet etmek üzere oraya gitmiş, kalabalığın arasından geçmeye çalışırken, kısaya yakın orta boylu, başı büyücek ve sarıklı, üzerinde cübbesi olan bir zât ona eli ile merdivenleri işaret etmiştir. Hasan Burkay kendisine gösterilen merdivenleri çıkmış bir odaya girmiştir. Mehmet Necati Hazretleri seccade üzerinde kıbleye karşı dizleri üzerine oturmuş Kur’an-ı Kerim okumaktaymış. Burkay, Mehmet Necati Simâvî (k.s)’i fakirhanesine davet için geldiğini söylemiş. O da: “Peki, bayram sabahı geleceğim.” demiş. Hasan Hoca odadan çıkarken tereddüt geçirmiş. Bayram amma, hangi bayram? Dönüp tekrar odaya girmiş. Bu defasında Mehmet Necati Simâvî (k.s) Delail-i Hayrat okumaktaymış. Hasan Burkay ona: “Efendim hangi bayram”diye sormuş. O da: “Yarın, yarın.” diye cevap vermiştir.
Rüyadan sonra Hasan Burkay, Mehmet Necati Simâvî (k.s)’ye iletmek üzere bir mektup yazmıştır. Mektubu Bursa’da ikamet eden çok sevdiği bir arkadaşına göndermiş ve kendisinden, “Mümkünse mektubu Hazrete kendi elinle teslim etmeni istiyorum” diyerek ricada bulunmuştur. Mektup Hazretin eline geçmiş ve mektubu okuyan kişiye şöyle demiştir: “Bu rüya değil, hakikati görmüştür. O sarıklı, cübbeli zat; Küçük Hüseyin Efendi’dir. Bundan otuz yıl kadar önce bu âlemden göçmüştür. Şimdi bize yardımcıdır. Ona da yardım edecektir. Gidip kendisini ziyaret etsin.” buyurmuştur. Bunun üzerine Hazretin emrine uyan Burkay, ziyareti gerçekleştirmek üzere Eyüp’e gitmiştir.
Kabrin yerini nasıl bulacağım diye içinden geçirirken o anda birden rüyadaki Küçük Hüseyin Efendi’ yi karşısında bulmuştur. Küçük Hüseyin (k.s) Efendi bizzat “Buyurun.” diyerek Burkay’ın önünden yürüyerek kendisine yol göstermiş ve türbeye gelince de gözden kaybolmuştur.
Burkay, askerliğini bitirdikten sonra Bursa’ya geri dönmüştür. Kendisi 21 yaşına eriştiğinde “Nasibi onu arar bulur.” müjdesi gerçekleşmiştir. Mehmet Necati Simâvî (k.s), Hasan Efendi’yi dükkânında ziyaret etmiş, birlikte öğlen namazını kılmak üzere Bursa Ulu Camiine gitmişlerdir. Mehmet Necati Simâvî (k.s) ile Hasan Burkayarasındaki bu buluşma maddi âlemdeki ilk buluşmadır.Mehmet Necati Simâvî (k.s) bu ziyaretten sonra Bursa’dan ayrılmış fakat birkaç gün sonra tekrar Bursa’ya dönerek Hasan Burkay’a: “Senin için geldim yavrum” demiştir. Hasan Burkay’da onu ve eşi Safiye Hanımı evinde misafir etmiş, sabah olunca Muradiye Camiinde sabah namazı kılınmış, ardından eve dönülüp kahvaltı yapıldıktan sonra Mehmet Necati Simâvî (k.s) geri dönmüştür. Hasan Burkay’ın ders alması böylece vuku bulmuştur.
Şeyh Oluşu
Hasan Burkay hazretlerinin henüz 27 yaşında şeyh oluşunun nedenleri arasında kendisinin üveysî şeyhi Şerafeddin Zeynel Âbidin Hazretleri tarafından manevi irşadıyla, vehbî şekilde yetişmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Zamanı gelince kendisini emanet ettiği Mehmet Necati Simâvî (k.s), Hasan Burkay’ı üç noktada imtihana tabi tutmuştur. Bundan sonrasını Hasan Burkay şöyle anlatmıştır “Muvaffak olduğum anlaşıldı ki, ertesi günü Yıldırım’da bir eve gittik, hocam orada bana “Bugünden sonra ben yokum, sen varsın.” deyip, ders talim etti.
Mehmet Necati Simâvî (k.s) dersten sonra şöyle buyurmuştur: “Bundan sonra ben yokum, siz varsınız. Arkanızdaki cemaat bir hayli kalabalık, çünkü bütün sahipsiz yollar, sizde birleşecek.” Hasan Burkay Hazretleriise hocasına şöyle cevap vermiştir: “Allah (C.C.) razı olsun Hazret, vazifem güzel, ancak bu görevler daha sağlıklı bir kişiye tevdi edilse. Benim mazeretlerim var. Sağlığım yerinde değil. Görevimi gereği gibiyapamamaktan korkarım.” demiştir. Zira Burkay askerdeyken verem hastalığına yakalanmış, henüz sağlığına tam anlamıyla kavuşamamıştır. O an Mehmed Necati Simâvî (k.s)’nin yüzü aydınlanmış, tebessüm etmiş ve yumuşak bir ses tonuyla: “Yavrum, bu vazifeleri veren ben değilim ki geri alabileyim. Vazife size verilmiştir, takdir O’nundur. Siz endişe etmeyin, büyükler yardımcınızdır. Arkanızdan pek çok kişi gelecektir. Şimdiden sizi ve onları tebrik ederim.” diyerek vazifeyi geri alamayacağını açıklamıştır.
Şeyhinin bu sözü üzerine Hasan Burkay “O gün bugün hizmette kusur etmemeye çalışıyoruz. Rabbim kusurlarımızla, küsurlarımızla kabul buyursun.” demiştir. Bursa’nın Yenişehir ilçesinde, yaklaşık yetmiş kişinin bulunduğu bir ortamda, hilafetin Hasan Burkay’a verildiğini rahmetli Hafız İsmail Boncuk Efendi şahit olmuş ve bu olayı anlatmıştır.
Prof. Dr. Yakup Basmacı Hasan Burkay’dan şöyle bir olayı nakletmiştir: “Şeyh Şerafeddin Hazretleri mana âleminde geliyor. Göğüs göğüse uzun süre beraber kaldık. Bende çok değişiklik hâsıl oldu.” diyerek, Burkay’ın manevi bir değişim geçirdiğini ifade etmektedir.Bir başka kaynakta ise 1957 yılında, Mehmed Necati Simâvî (k.s), vefat etmeden önce Hasan Burkay’ı Terziler köyüne çağırmış ve orada özel bir görüşme yapmışlar. Takriben otuz yıl Hasan Burkay’ın hizmetinde bulunan ve Hacı Hasan Köyü’nün o zamanki muhtarı rahmetli Aydın Mendi’nin ifadelerine göre; 1957 yılında Mehmet Necati Simâvî (k.s) vefat edince, cemaat içerisinde bir dalgalanma olmuştur. Kişiler kime intisap edeceklerine şaşırmışlar. Bu arada birkaç yıl geçmiş ve bu süre zarfında Hasan Burkay sessizliğini korumuş, ne zamanki Burkay, rüyasında Mehmed Necati Hazretlerini görmüş ve “hâlâ ne bekliyorsun?” diye uyarılmış. Bu rüya sonrası Hasan Burkay kendisini açıklamıştır.
Hasan Burkay, Şeyh Şerafeddin Âbidin Hazretlerinin, Mehmed Necati Simâvî Hazretlerinin ve 1958 yılında vefat eden Ahmed Hamdullah Efendi’nin müritlerini de etrafında toplayarak irşad vazifesine devam etmiştir. Çünkü şeyhleri kendi müritlerini Burkay’a teslim etmişlerdir. Mehmed Necati Simâvî Hazretlerinin ifade ettiği gibi tüm sahipsiz yollar Hasan Burkay’da birleşmiştir. 1958 yılında aldığı emaneti vefat ettiği 2005 yılına kadar 47 yıl sürdürmüştür.
Kaynaklarda yer alan bilgilere göre manevi olarak kalp ve beyin alanlarında uzman olan hocamızın nasihatleri şu şekildedir: “Evladım Allah’a giden yollar çoktur. Kul, O’nun rızasını gözeterek her daim hareket halinde olmalıdır. Aramakla bulunmaz ama bulanlar hep arayanlardır.”
Paylaş
