Koyun Baba Hazretleri
Kaynaklarda yer alan bilgilere göre, Hocamız yaklaşık 1.83 boylarındadır. Üzerinde çoban kıyafetlerini andıran sade bir giyim bulunmaktadır. Kulakları ve burun yapısı geniştir; sakalı ise çok uzun değildir. Bileğinde bir tesbih taşımakta ve elinde bir asa bulunmaktadır. Yörük şalvarına benzer bir şalvar giymekte, belinde ise bir kuşak yer almaktadır. Soyunun Resûlullah Efendimize (s.a.v.) dayandığı ifade edilmektedir. Manevî açıdan uzmanlık alanı kalptir. Fatıma ve Ali isimlerinde iki çocuğu bulunmaktadır.
Başında düz bir takke vardır ve küçük bir kumaş parçası ile sarık şeklinde sarılmıştır. Belindeki yamalı kuşağı sünnet niyetiyle ve kefeni hatırlatması amacıyla taşımaktadır. Doğma büyüme Kalecik yöresinde yaşamıştır. Yaşadığı dönem, Selçuklu Devleti’nin son dönemlerine denk gelmektedir. Kendi ifadesine göre büyük savaşları veya yıkımları doğrudan görmemiştir; ancak Moğolların zaman zaman köylerine uğradığını belirtmiştir.
Hocamız başından geçen şu ibretlik olayı aktarır bazı kaynaklarda: “Bir tane koyunum vardı. Ne ürerdi ne de süt verirdi. Çevremdeki insanlar sürekli onu kesmemi söylerdi. Bir gece rüyamda Hz. İbrahim’in Hz. İsmail’i kurban etmesi hadisesini gördüm. Rüyamda, o olayda indirilen koçun benim koyunumun dedesi olduğunu anladım. Bu nedenle koyunu kesmeye gönlüm razı olmadı. Herkes çok ısrar etti ama ben yapamadım. Aslında sürümüzde yaydığımız baktığımız birçok hayvan vardı; ancak bu koyunla aramızda farklı bir bağ, muhabbet oluşmuştu.
Koyun dağda gezerdi, ben de peşine takılırdım. Bazen iki–üç gün birlikte dolaşırdık. Onunla dağda olduğum zaman içimi büyük bir huzur kaplardı. Tefekküre dalar, Rabbimi düşünürdüm. Bu koyunun bende ne anlamı olduğunu sorgulamazdım. Ona baskı yapmaz, neden bana nasip olduğunu sorgulamazdım. Hamd eder, yoluma devam ederdim.
Uslu durmaz bizim koyun. Yürüyesi tuttu mu, ahırdaki kapıya vura vura bana ses eder. Koyun çıkınca biz de peşine gittik. Yine böyle bir gün, gece yine çıktık yola, birlikte yaylaya doğru yürüdük. Sürülerin bulunduğu yere yaklaştığımızda, ahırın etrafında yedi–sekiz tane kurt olduğunu gördük. Kurtlar içeri girmek üzereydi. Koyun bana öyle bir baktı ki, bakışından bir mesaj aldım. Sanki bana, ‘Senin bana yaptığın hizmetin, hürmetin, Allah’ın (C.C.) rızası gözetip beni sevmen, gözetmen Allah’ın (C.C.) sana bir lütfuydu. Sen bana hizmet ettin, Allah (C.C.) da, sana beni kurban etti’ diyordu. Sonra koşarak kurtları peşine taktı, onları sürüden uzaklaştırdı ve sonunda kendini feda etti.
O an şunu anladım: Allah (C.C.), en küçük bir canlıyı bile insana lütuf olarak verir, ona hizmet ettirir. Ona hizmet etmek, onu korumak ve hakkını gözetmek insana değer kazandırır, O’nun rızasını kazandırır. Eğer insan en küçük bir cana bile değer vermezse, kendine nasıl değer verebilir? İnsan ancak bu bilinçle kendini yüceltebilir. Bu hakikati o koyun vesilesiyle idrak ettim.
Kendini nasıl esfeli sâfilinden (aşağıların en aşağısından) eşrefi mahlukata çıkaracaksın? Ben bu hakikati, orada o koyunda anladım işte. Sen Allah’a (C.C.) teslim olursan, Allah (C.C.) sana, eşrefi mahlukat dediği kulunu, sana hizmet ettirir. Yine sana bir görev verir. Sana hizmet ettirdiği kula, seni kurban ettirir. Şehadet budur, işte. Ömrün boyunca sıkıntı çekersin, ömrün boyunca imtihan olursun, ömrün boyunca hizmet edersin en sonunda bu canı Allah’a (C.C.) teslim edersin, şehadet şerbetini içersin.
Şehitlik böyle bir şeydir. İllaki savaşta ölmene gerek yok. Şehâdet şerbeti, hizmetle birikir. Bardak dolmadan içirilmez. Ben buradan bunu öğrenmiş oldum.
O günden sonra, kimin olduğunun neyin olduğunun hiçbir farkı yok. Varlığın cinsinin de önemi yok, ben önüme gelene hizmet ettim. Allah’a (C.C.)hamdolsun, hizmetin manasını anladım. Sen teslim oldukça, Allahu Teala (C.C.) sana bir hizmet kapısı açar. Ama sen teslim olamadıkça seni öyle çok imtihana tabii tutar ki, artık sen imtihanlar içinde isyanın sınırların da gezersin. Ama teslim olduğun anda, bütün imtihanlar gözünden gönlünden düşüyor. Elhamdulillah.”
“Size de, bunu okuyacak olanlara da nasihatim odur ki, çoban deyip geçme, köpek deyip geçme. Kedi deyip geçme, hayvandır, onda da can vardır. Kendinden alt görme, kendinden üst görme. Tek üst bil ki, Allah’tır (C.C.). Senin makamın sadece takvadadır.
Takva dediğinin filtresi, hizmettedir. Senin, hizmetindeki niyetin halis ise sendeki defter hep sağdan yazar.
Bu dünyada, yönelip de Allah’a (C.C.), gamla dolan mı var? Gamın varsa, kederin varsa hepsi sendendir. Sendeki kibirdendir. Bunu iyi bil! Kibir dağını, hizmet ede ede ede, teslimiyetle erit. O zaman gör, bu kalpteki huzuru, gönüldeki hoşnutluğu.
Uzmanlık alanımız kalptir. Kalp nazargâhı ilahidir. Burası temiz olursa. Bütün organlar uzuvlar ona tabi olur. Ne yöne meylettiğine dair kul uyanık olmalıdır. Her daim bu uzvu kontrol etmelidir.
Kul eğer ne olduğuna dikkat etmezse sonu hüsran olur, ne olduğuna dikkat ederse sonu güzel olur. Dikkat edildikçe güzelleşir.
İlim tahsil edemedik evladım. Çobanız ama Rabbim bize gönül ilminden feyiz almamızı bu şekilde nasip etti elhamdülillah.”
Paylaş
