Mehmet Cemal Efendi Hazretleri
Mehmet Cemal Efendi Hazretleri, omuzları geniş, yaklaşık 185 cm boyunda, heybetli bir zattır. Üzerinde kahverengi deriden bir cübbe, içinde beyaz ve turuncu tonlarının karışımı bir entari bulunur; başında turuncu-yeşil bir kavuk, belinde ise altın işlemeli bir kuşak taşır. Sağ yanında işlemeli bir kılıç, belinde yine renkli motiflerle süslenmiş bir hançer vardır. Tavırları vakur, ancak yerine göre babacan ve sevecendir.
Babası Doğan Bey, zengin bir tüccardır. Ailecek Seyyid bir soya sahiplerdir. Tek evlat olan Mehmet Cemal Efendi, genç yaşta ticaretle uğraşmışsa da gönlünü bütünüyle ilme ve irfana vakfetmiştir. Döneminin önemli merkezlerinden olan İstanbul ve Şam’da tahsil görmüş, I. Murad devrinde yaşamıştır. İstanbul’da fenni ilimlerüzerine, Şam ve Medine’de ise şer‘î ve dinî ilimler üzerine eğitim almış; özellikle Muhammed b. Muhammed el-Kâdî Hazretleri’nden tasavvufî ve gönül ilmini tahsil etmiştir.
Manevi tedavi olarak kemik ve iskelet alanında uzman olan hocamızın kendisi ve tahsiliyle alakalı şu bilgileri aktardığı kaynaklarda yer almaktadır:
“Evladım,” buyurur Mehmet Cemal Efendi Hazretleri, “biz, İmam Buhârî Hazretleri’ni örnek aldık. Babamızdan ve atalarımızdan kalan malı, mülkü Allah yolunda harcadık. Gayemiz, ilme hizmet etmek ve öğrenmekti; Allah da bize hem fenni ilimleri hem şerî ilimleri hem de ilm-i ledünnîyi tahsil etmeyi nasip etti. Bu ilmi irşad için Elmadağ’da bir külliye ve medrese kurduk. Burada talebe yetiştirdik, hizmet ettik. İaşemizi küçük ticaretimizle sağladık, kimseden bir talepte bulunmadık ama çok şükür talebemiz oldu, elhamdülillah.”
“Çocuk yaşlarda,” der, “babamın ticareti vesilesiyle bir kervanla Şam’a gitmiştik. Orada bir âlimin münazarasına rastladım; o münazarada ilmin sınırsızlığını idrak ettim, kalbime ilim sevgisi düştü. O günden sonra bütün arzum öğrenmek oldu. Babam beni ticarete yönlendirmek istese de ben ilimden kopamadım; yine de onu kırmadım, küçük ticaretle meşgul oldum. Ana baba hakkını gözetmeye çalıştım, Allah da benim ilim hakkımı gözetti. Bir anlayacağımı on anladım; idrak ettim, hayatıma uyguladım. Rabbimize hamdolsun ki bizi ilimle eğitti, ilimle eğittirdi; hizmet edenlerden eyledi.”
Sonunda şu nasihati verir: “Turuncu, tasavvufta ruhun varlığa dönüşüm hâlini temsil eder. Bu hâl, hakikatin insanın hayatına işleyişidir. Kim bu idrake varır, buna göre amel ederse, Allah’ın istediği şekilde yaşamaya başlar. O zaman dünya gözünde değersizleşir; insan, tek gerçek değerin Allah olduğunu kavrar. Teslimiyetiniz sağlam olsun. Siz, âhir zaman ümmetisiniz; öyle müslümanlar olun ki, insanlar size baktığında bir müslümanın nasıl olması gerektiğini görebilsinler.”
Paylaş
