Şeyh İvaz Dede Hazretleri

Şeyh İvaz Dede Hazretleri

Beypazarı ilçe merkezinin Ayvaşık Mahallesi’nde türbesi bulunan “İvaz Dede”, kaynaklarda “Şeyh İvaz Dede” ve “İvaz Baba” adıyla zikredilmekte, halk arasında da ”Ayvaşık Dede” olarak anılmaktadır. Ünlü seyyahımız Evliya Çelebi, Haziran 1648 tarihinde Beypazarı’na gelir ve ziyaret yerleri hakkında bilgi verirken, şehrin içinde “Şeyh İvaz Dede”nin türbesinden bahseder.

1290/1873-74 tarihli Ankara Vilayet Salnamesi’nin 106. sahifesin­ de “Beypazarı kasabasında olan Karacaahmed Sultan makamı ve Birgivi şarihi merhum Mehmed Efendi ve İvaz Baba ve Gerinik Baba ve Üçkız­lar merkadleri ziyaretgah-ı havass u avam ve civar kasaba ve kurada Kara Davud-i Veli ve Necmeddin-i Kübra ve İvaz Baba ve Yediler namıyla meşhur zevat-ı kiram türbeleri mecma-i züvvar-ı benam u enamdır” ifa­desi yer alır. 1325/1907-08 tarihli Ankara Vilayet Salnamesi’nin 147. sa­hifesinde de “Merakıd-ı mübareke: Beypazarı kasabasında Karaca Ahmed Sultan Hazretlerinin makamı ve Birgivi merhum Mehmed Efendi ve İvaz Baba ve Üç Kızlar merakıdları ziyaretgah-ı havas ve avam ve civar kasaba ve kurada Kara Davud ve Necmeddin Kübra ve Yediler namıyla meşhur zevat-ı kiramın türbeleri ziyaretgah-ı enamdır…” ifadesinden İvaz Baba ziyaretgahının herkes tarafından ziyaret edildiği kayıtlıdır.

Kaynaklarda hocamızla ilgili şu bilgiler yer almaktadır: Boyu yaklaşık 1.75’tir. Türkmen/Horasan asıllıdır. İnce ve uzun, üçgen şeklinde bir çenesi vardır; sakalı biraz uzun olup çenesinin altından aşağı doğru uzanır. Hocamız yeşil bir sarık takar. Üzerinde uzun, yeşil bir hırka; içinde ise beyaz üzerine siyah desenli bir entari bulunur.

Geçimini tespih yaparak ve ağaçtan kaşık oyarak sağlarmış. Evinin bir köşesinde tespih ve ahşap ürünlerin satışını yaparmış. Evin üst katında kendisi oturur, alt katta sağ tarafta medresesi, sol tarafta ise dükkânı bulunurmuş.

Hocamızın ihtisas alanı ise dildir. Bu konuda şunları ifade ediyor hocamız: ‘Gönlün ve aklın içinden geçen şeylerin telafisi kolaydır; fakat dil, evin kapısı ve penceresi gibidir. Bir söz dilden çıkınca, artık gizli olan açığa dökülür ve hükme dönüşür. Bu nedenle Âlemlere Rahmet Efendimiz (s.a.v.) az konuşmayı tavsiye etmiştir. Çünkü ümmetinin dil belasına çokça düşeceğini biliyordu.

Dili tutmanın, dil afetinden korunmanın şifası ise sabahları ve akşam yatmadan önce bir süre zikirle meşgul olmaktır.’

“Evladım, buraya nasibi olan gelir.

Zahirden yani dış görünüşten bakan biri burada bir bidat var diye hüküm verebilir. Zahirde bir bidat varsa, onu ortadan kaldırmak gerekir; bu yüzden mezarımızın yıkılmasıyla hüküm verilmiş oldu.
Fakat hakikat penceresinden bakınca iş değişir. Yanlış dua eden, yanlış talepte bulunan kişiye hak olan, doğru olan cevap verilir.

Evladım, biz Karaca Ahmet Hazretleri’nin talebesiyiz. Ondan irşat aldık, ondan el aldık, seyrü sülükümüzü onda tamamladık elhamdülillah. Sonra buraya gelip irşada devam ettik. Vaktinde fark ettik ki duamız makbullerdenmiş. O zamanlar usulüne göre yapılan dualar, tılsımlar vardı; insanlar bize de gelirlerdi. Biz ise sadece dua ederdik.

Rabbimiz de insanlar duanın hakikatini anlasın diye bizim üzerimizden bunu göstermeye çalıştı. Her vaazımızda, her dersimizde duanın önemini anlattık; onların anlamalarına vesile olmaya çalıştık elhamdülillah.

İnsanoğlu, ümmeti Muhammed, duaya sarılırsa Allah’a sarılır. Ama dua etmeyip dua istemeye, keramet görme arzusuna, anında bir şey olsun hevesine kapılıp nefsi isteklerin peşinden birilerinin kapısına giderse Allah muhafaza, şirke düşer.

Nefis böyle bir şeydir evladım: İnsan hasta olur, dua eder ve ‘Ya Rabbi hemen şifa ver’ der. Allah ise o hastalığı kuluna kefaret kılar; sürece yayar, sabır ister. Adam bakar ki şifa hemen olmadı, ‘duam kabul olmadı’ zanneder ve hoca hoca dolaşmaya başlar.

Sonra Allah kefareti kaldırır, hesabını ahirete bırakır ve bir hoca üzerinden şifayı verir. Bu sefer adam, şifanın Allah’tan geldiğini unutup ‘hoca iyileştirdi’ der ve o hocaya iman eder. İşte o anda Allah muhafaza, şirk kapısı açılır.

Kim Rabbinden yüz çevirirse, Rabbi de ondan yüz çevirir — Allah korusun. Ama evladım, kıyamete kadar, yani herkesin kendi küçük kıyameti olan ölüme kadar tövbe kapısı açıktır. İsteyen kul döner, Rabbine sığınır; Allah da kulunun dönüşünü kabul eder.”

Paylaş